Abdest, imanın yarısıdır

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur ki:

“Abdest, imanın yarısıdır.
Elhamdülillah mizânı doldurur.
Sübhanallah ve elhamdülillah yer ile gök arasını doldurur.
Namaz nurdur.
Sadaka burhandır (apaçık bir delildir).
Sabır ziyadır (aydınlıktır).
Kur’an, ya senin lehine ya da aleyhine bir hüccettir.

İnsan sabahleyin kalkar, nefsini ortaya koyar;
kimi nefsini kurtarır, kimi de helâk eder.”
(Müslim, Tahâret 1; Tirmizî, Daavât 91; Nesâî, Zekât 1)

Yine Resûlullah (sav) buyurmuştur:

“Yedi sınıf insan vardır ki, Allah Teâlâ onları, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgelendirir:

  1. Adil yönetici,

  2. Allah’a ibadet içinde yetişen genç,

  3. Kalbi mescitlere bağlı olan kimse,

  4. Allah için birbirini seven, bu sevgi üzere buluşup yine bu sevgi üzere ayrılan iki kişi,

  5. Güzel ve mevki sahibi bir kadın tarafından davet edildiği hâlde ‘Ben Allah’tan korkarım’ diyerek icabet etmeyen kimse,

  6. Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren kimse,

  7. Tenha bir yerde Allah’ı zikredip gözlerinden yaş boşanan kimse.”
    (Buhârî; Müslim; Tirmizî; Nesâî)

Peygamber Efendimiz (sav), kendi sünnetinin orta yol olduğunu, bu dengeyi terk edenlerin sünnetinden uzaklaşmış olacaklarını bildirmiştir. Ashâb-ı kirâm da bu anlayışla aşırılıktan sakınmış, itidali esas almıştır.

Buna dair ibretli örneklerden biri şöyledir:

Ebû Cuhfe (ra) anlatıyor: Resûlullah (sav), Selman-ı Fârisî ile Ebû’d-Derdâ’yı kardeş ilan etmişti. Bir gün Selman, Ebû’d-Derdâ’yı ziyaret etti. Evde, eşini eski elbiseler içinde görünce sebebini sordu. Hanımı:

“Ebû’d-Derdâ’nın dünya ile pek ilgisi yok,” dedi.

Akşam olunca Ebû’d-Derdâ yemek hazırladı, ancak oruçlu olduğunu söyledi. Selman ise:

“Vallahi sen yemezsen ben de yemem,” dedi. Bunun üzerine Ebû’d-Derdâ orucunu bozdu.

Gece ibadet etmek için kalkmak isteyince Selman ona:

“Uyu,” dedi. Bir süre sonra yine kalkmak istedi, Selman yine izin vermedi. Gecenin sonuna doğru ise:

“Şimdi kalk,” dedi. Birlikte namaz kıldılar.

Sonra Selman şöyle dedi:

“Rabbinin senin üzerinde hakkı vardır.
Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır.
Ailenin senin üzerinde hakkı vardır.
Her hak sahibine hakkını ver.”

Ebû’d-Derdâ bu olayı Resûlullah’a anlattığında Efendimiz:

“Selman doğru söylemiştir.” buyurdu

Benzer şekilde Abdullah b. Amr b. Âs (ra), sürekli oruç tuttuğunu ve her gece Kur’an okuduğunu söylediğinde Peygamberimiz ona şöyle buyurdu:

“Eşinin, misafirlerinin ve bedeninin senin üzerinde hakkı vardır. Davud (a.s.)’ın orucu gibi oruç tut. O, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi.”

Abdullah (ra) daha fazlasını isteyince Efendimiz sınırı belirledi ve şöyle uyardı:

“Bundan öteye geçme. Çünkü bedeninin de senin üzerinde hakkı vardır.”

Abdullah (ra) yıllar sonra şöyle dedi:

“Keşke Resûlullah’ın gösterdiği kolaylığı kabul etseydim.”

Bu hadisler bize iki temel hakikati öğretir:

  1. İbadette esas olan kolaylık ve itidaldir.

  2. Aşırılık, diğer sorumlulukları ihmal etmeye sebep olur ve makbul değildir.

Peygamberimiz, insanı yoran, bıktıran ve hayattan koparan bir zühd anlayışını asla teşvik etmemiştir. Bilakis:

“Gücünüzün yettiğini yapın. Allah’a yemin ederim ki siz usanmadıkça Allah usanmaz. Allah katında en sevimli ibadet, az da olsa devamlı olan ibadettir.” buyurmuştur.

Sonuç olarak:
İslam, dengedir.
İbadet; hayatı terk etmek değil, hayatı Allah rızasıyla yaşamaktır.
Resûlullah’ın yolu, orta yol, süreklilik ve kolaylık yoludur.

Selam ve dua ile… 🌿

  • İlgili Yazılar

    Din kardeşinin yüzüne gülümsemen sadakadır

    Read more

    Müslüman, müslümanın kardeşidir.

    Read more