Biz meraklı insanlarız…

Selamun aleykum

Biz meraklı insanlarız…

İnsan, bankadaki parasını merak eder.

Gözleri kapalı olsa bile ne kadar olduğunu bilir; azalınca üzülür, artınca sevinir.

Buzdolabındaki yiyeceğini merak eder.

Açmadan önce bile içinde ne olduğunu tahmin eder; eksilmişse endişelenir, doluysa mutlu olur.

İzlediği diziyi merak eder; bir sonraki bölümde ne olacağını düşünür.

Komşuda olup biteni merak eder.

Haberleri merak eder; haftanın spor olaylarını, magazin dünyasını takip eder.

Sınav sonuçlarını merak eder.

Başkasının düğününde takılan takıları bile merak eder.“

O kadar meraklıyız ki, bu merakımızı gidermek için paparazziler ortaya çıkmış; kim ne yapmış, ne giymiş, kim kiminle evlenmiş…

Bunları öğrenmeden rahat edilemiyor.”“

Postacıdan gelen bir zarfı heyecanla açar; mektup yabancı bir dilde bile olsa vazgeçmez,

bir tercüman bulur, mutlaka okutur ve içindeki merakı giderir.”

Ama…

Kâinatı yaratan, bize sayısız nimetler sunan, insanı bütün âlemlerden üstün kılan

Rabbimizin gönderdiği kitabı biz ne kadar merak ediyoruz?

(Parantez içinde söyleyelim: Saygı gösteriyoruz, elbette saygılıyız.)

Madem ki Rabbimizin kitabıdır; en güzel işlemeli, en güzel renkli bir örtüye sararız.

Evimizin en güzel köşesine asarız.

Öpüp alnımıza koyarız…

Peki evimizin en güzel yeri neresidir?

Televizyonun olduğu yer…

Ama dikkat edersek, televizyon iki santim öndedir; kitap ise duvarda iki santim geride kalır.

Oysa televizyon hayatımızda çok daha fazla yer kaplar.

Kitabımız ise bazen sadece Ramazan’da kucağımıza alınır.

Bazen de öylece bırakılır…

Halbuki Rabbimizin gönderdiği bu mektup, açılıp okunmayı bekler.

Okunsa; insanın hem dünyası güzelleşecek, hem ahireti…

Ama insan bazen akıl erdiremez; düşünmez, okumaz.

Bir sohbetinde Nurullah  Genç şöyle diyordu: “Sadece düşünenler var, sadece yapanlar

var; bir de hem düşünüp hem yapanlar var.”

Kur’an-ı Kerim’i okuyanlar var, elhamdülillah.

Dinleyenler var.

Ama bir de hem okuyup hem dinleyip hem de hayatına geçirenler var…

İşte asıl mesele, o kategoride olabilmek.

Ben neredeyim?

Bu soruyu önce kendimize sormalıyız.

Çünkü her birimiz kendi nefsimizden sorumluyuz.

Aldığımız bir elektronik eşyayı…

En ince ayrıntısına kadar kullanabilmek için kullanım kılavuzunu dikkatle okuruz.

Yanlış yapmaktan çekiniriz, bozmak istemeyiz, eksik kullanmak istemeyiz.

Ama…

Hayatın kendisi için gönderilmiş bir rehber varken…

Bizi bizden daha iyi tanıyan Rabbimizin indirdiği bir kitap elimizde dururken…

Biz ona ne kadar zaman ayırıyoruz?

Bir cihaz bozulmasın diye sayfalarca kılavuz okuyan bizler,

Kalbimiz bozulmasın diye kaç sayfa okuyoruz?

Bir eşyanın doğru çalışması için bu kadar hassas davranırken,

Kendi hayatımızın doğru yolda olması için neden aynı özeni göstermiyoruz?

Belki de en acısı şu…

Okursak değişeceğimizi biliyoruz.

Okursak yüzleşeceğimizi biliyoruz.

Ve belki de bu yüzden erteliyoruz…

Oysa o kitap, bir köşede sessizce bekliyor.

Açılmayı… anlaşılmayı… yaşanmayı bekliyor.

Her gün bize bakıyor sanki; “Ben senin için geldim” der gibi…

Ama biz, çoğu zaman bakıp geçiyoruz.

Ne garip…

Hayatımıza yön verecek bir rehber elimizdeyken,

Yönümüzü başka şeylerde arıyoruz.

Ve fark etmeden… En çok ihtiyacımız olan şeyi,

En çok ihmal ediyoruz…

Cemil Meriç ne güzel söylemiş: “Bizler ki aynı kitaba baş eğmiş insanlarız. Bizden âlâ akraba mı olur?”

Ben de sizi bir akraba gibi görüyorum ve küçük bir tavsiyede bulunmak istiyorum:

Arada bir durup önce kendi nefsime  hepimiz   şu soruyu soralım: “Biz bu kitabın neresindeyiz?”

İnanın, bu sorunun cevabı hem dünyada hem ahirette insana çok şey kazandırır.

Rabbimin izniyle…

Selam ve dua ile  

𝓗𝓪𝓴𝓲𝓶𝓮 𝓖𝓾𝓵𝓼𝓾𝓶 𝓗𝓲𝓬𝓻𝓮𝓽

  • İlgili Yazılar

    Kalbi Katılaştıran Sebepler

    Kalbi Katılaştıran Sebepler Çok şey bilip az…

    Read more

    “Eğer Ömer böyleyse, benim hâlim ne olacak?”

     Bir Kıssa: Hz. Ömer (r.a.) ve Aile…

    Read more

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir