Geçen sene eşimle dağa gitmiştik.
Eneç toplayacağım…
Nasıl heyecanlıyım, kaç seneden sonra! Nasıl mutluyum anlatamam.
Ege’de “sarmaşık”, “eneç”, “kedirgen otu” derler ya, hani şu kuşkonmaz…
İşte o otu arıyoruz.
Bilene kolay aslında; kuşkonmaz diken diplerinde olur.
Bir diken gördün mü, bil ki altında eneç vardır…
Tabii senden önce biri toplamadıysa.
Bir iki tane bulabildim.
Tam o sırada eşimin sesini duydum.
Bir teyze ile konuşuyorlardı.
Bu arada..Senol arabanın yanında gayet sakin bir şekilde sigara içip beni bekliyor,
ben ise çoktan çalıların arasına dalmışım.
Görev bilinci yüksek tabii… Eneç peşindeyim!
Bir iki tane bulabildim, ama öyle kolay değil.
Çalılar desen ayrı dert, dikenler ayrı.
Tam “bu iş zor” diyeceğim sırada eşimin sesini duydum.
Bir teyze ile sohbet ediyorlar.
Ben çalıların içinden kulak kabartıyorum tabii
Eşim gayet rahat bir şekilde,
“Eneç arıyoruz,” dedi.
Arıyoruz mu?!😳
Arabanın yanında dikilerek bunu nasıl başarıyor acaba diye düşünmeden edemedim.
İçimden de hafif bir gülme geldi: “Biz olmuşuz ekip, ama çalışan belli!”
Sonra durumu toparladı:
“Benim hanım çalılara daldı, o da eneç arıyor,” dedi.
Ohh… Nihayet emeğimin teslim edildiği an!

Teyzenin sözlerine kulak kesildim: “Hanımına söyle, yılan çok bu sene.”
Eskiler boşuna dememiş…
Bizim oralarda bazı yıllar yılan çok olur, bazı yıllar olmaz.
Bir döngüdür bu.
Büyüklerimizden de duyardık: “Bu sene yılan pek çok” diye…
Teyze de aynısını söylüyordu.
Ben hem dinliyor hem de çalıların dibine giriyordum.
Derken teyze anlatmaya devam etti:“Geçen eneç topluyordum.
Bir baktım, dikenin dibinde bir yılan yatıyor… kıpkırmızı!
Dedim ki kendi kendime:
“Yok artık… Kıpkırmızı yılan mı olur ya?
Bu Ege sıcağı yılanları da mı bronzlaştırdı ne?”
İç sesim durur mu…
“Belli ki güneşlene güneşlene bronzlaşmış!
Yazlığı burası herhalde… Şezlongu eksik!”
Sonra bir an durdum…
“Yok yok,” dedim, “teyze sinirlendi herhalde, gözüne kıpkırmızı göründü.
Yoksa yılanla tartışmış da ‘sinirden kızardı’ mı diyeceğiz şimdi?”
Kafamın içi tam panayır…
Bir yandan mantık konuşuyor:
“Olmaz öyle şey!”
Öbür yandan hayal gücü coşmuş:
“Belki de bu yeni tür… Ege’nin ‘kızil yılanı’!”
En sonunda kendime kızdım: “Hakime, neler düşünüyorsun böyle!” deyip bir silkelendim.
Ama itiraf edeyim…
O an yılandan çok kendi kurduğum hayelden korktum aniden yılan çikiyor gibi.
Teyze ha bire anlatmaya devam ediyor .
Demis ki: ‘Ramazan Ramazan, oruç zamani hadi benim canımı sıkma,’ deyip eneçi
koparmadan geçtim yanından.” dedi
O sahneyi gözümde canlandırdım.
Ya şimdi bir yılan çıksa karşıma, ne yaparım?
Teyzenin sözleri kulaklarımda çınladı.
Olaya bak… Teyze korkuyu aşmış, yılanla konuşuyor.
İşte o an aklım başıma geldi.
Çalıların arasından hızla kosarak çıktım.
Yılan kovalayor sanirsiniz.
Uzaktan sesleniyorum: “Teyze, korkmadın mı sen?”
Yanlarına vardım, selamlaştık.
“Niye korkayım?” dedi. “İnsan zarar vermezse yılan da zarar vermez insana.
Yılandan korkma… İnsandan kork sen” dedi
Doğru söze ne denir…🤔
Kafamin içinden geçirdim: Bu kasabada koca zeytin, portakal ağaçlarını yılanlar mı kesti?
İnsanlar kesmiş, talan etmis kasabayi…
Yerlerine de apartmanlar dikmişler iki arti bir:(
Teyzenin sesiyle kendime geldim:“Sen yine dikkat et,” dedi. “Hava sıcak, dalma her yere.”
Ne dalması teyze… dedim.
Pazarda satılıyor alır geçeriz.
Ben sadece o eneç toplamanın güzelliğini yaşamak istemiştim.
Ama anladım ki bazı güzellikler uzaktan daha güvenli…
“Hadi Şenol,” dedim, “eve gidelim. Pazardan alırız.”
Döndük.
Yolda gelirken çocukluğum geçti aklımdan…
On beş, on altı yaşlarım.
Annemle ikimiz dağlardan eneç toplar, perşembe pazarında satardı.
Hiç korku nedir bilmezdim dere tepe demez eneç arardik.
Herkesin geçim kaynagi idi eneç satmak
buldugumuz eneçleri annemle bag ,bag baglardik
o kadar keyiflidir ki onlar bizim ekmek paramizdir.
Bugun pazardan eneç aldigimda hiç pazarlik etmem bilirim zorlugunu.
Direkt alır geçerim ki… Ama o bağlar, bizim yaptığımız bağlara hiç benzemez.
Bizim bir bağ eneç var ya… Bayağı dolu olurdu.
Bir bağla neredeyse bir aile doyardı.
Öyle cılız cılız değil…
Pazara gidiyorum şimdi, bakıyorum: “diken eneç” diye satıyorlar…
Bir bağ yapmışlar, içinde sekiz tane var ya yok ya! İncecik, sanki nazar değmesin diye bağlamışlar.
İnsan bakınca diyor ki: “Bu mu şimdi bağ?”
Ama ne yapacaksın… Yine de alır geçerim.
Çünkü o tat var ya… O çocukluktan kalan lezzet…
Onun hatırı yeter.
Hem aslında aldığımız eneç değil…
Biraz geçmiş, biraz hatıra, biraz da o eski günlerin kokusu.
Bizim oralarda ot yemekleri bir başka olur… 🌿
İğnelik, turp otu, ısırgan…
Bahar gelince doğa adeta sofraya davet eder insanı.
Elhamdüllillah….
Ebegümecini pek bilmezdik mesela, bizde çok yapılmazdı.
Ama her yörenin kendine has bir tadı, bir hikâyesi var işte.
Bizim oralar bambaşkadır…
Ama hakkını vermek lazım, Muğla bu ot işini sahiplenmiş, işi sanata dökmüş resmen.
Halbuki Aydın tarafı da az değil hani! Özellikle Nazilli Perşembe Pazarı…
Çevre köylerden gelen otları, mantarları görünce insan şaşırmadan edemez.
Tezgâhlar renk renk, çeşit çeşit… Saymakla bitmez!
Tam zamanı şimdi… Alın, yiyin, afiyet olsun.
Mesela bizde “kenger” derler; dikenli mi dikenli…
Ama bir pişer ki, lezzeti enginarla yarışır!

Doğa biraz uğraştırır ama karşılığını fazlasıyla verir.
Velhasıl, bahar demek ot demek… Toprağın bereketini sofraya taşımak demek. 🌱
O kadar lezzetlidir ki, ot yemekleri tadı damağında kalır.
İşte böyle…
Burada Bizim Ege’deki gibi diken dibi eneç olur genelde.
Sarmaşık yok burada.
Etin yanına haşlayıp koyuyorlar, Afrikalılar kızartıyor…
Ben size bizim Ege yöresinden, şöyle hakkıyla bir kedirgen tarifi vereyim:
Malzemeler & Hazırlık
Pazara gidin, mesela Nazilli Pazarı gibi bir yer…
Her adım başı kedirgendir, mis gibi.
Ama pazarlık yapmayın; kolay değil onları toplamak, ne dediyse verin parasını.
Emeğe saygı…:)
Eneçleri aldıktan sonra taze kısımlarını ayırın.
Diken olduğu için kök kısmı acı olur, güzelce yıkayın.
Pişirme
Tavaya biraz zeytinyağı koyun.
Soğan veya pırasa ekleyin, kavurun.
Eneçleri ekleyin, biraz döndürün.
İstediğiniz kadar yumurtayı çırpıp tavaya ekleyin, kısık ateşte pişmeye bırakın, arada karıştırın.
İsteğe göre pul biber veya salça ekleyebilirsiniz.
Yanına somun ekmeği ve sarımsaklı yoğurt çok yakışır.
Var ya… Lezzet deyip geçemezsiniz!
Bazı tatlar, bazı anılar gibi; biraz emek, biraz cesaret ister.
Ama en çok da insanın içini ısıtan o eski günleri hatırlatır.
Cumamiz mubarek olsun 🙂
𝓗𝓪𝓴𝓲𝓶𝓮 𝓖𝓾𝓵𝓼𝓾𝓶 𝓗𝓲𝓬𝓻𝓮𝓽