Selamun aleykum
“On beş yaşında da Nazife de Hanım’a… doyum olur mu?”
Türküsü yıllarca radyolarda, düğünlerde, meydanlarda yankılandı.
Koca koca adamların dilinde dolaştı, alkışlandı, eğlence sayıldı; “kültür” adı altında meşrulaştırıldı.
Kimse dönüp sormadı: Bu sözler neyi normalleştiriyor?
Hangi zihniyeti besliyor? Görmezden geldik, rahatsız olmadık.
Ve şimdi bir belediye başkanı hakkında “21 yaşındaki bir kızla…” diye ayıplama kampanyası yürütülüyor.
Ama bir an durup düşünün: 21 yaşındaki bir kız size selam verse, kimse
“bu da bir babanın evladı” demez.
Tıpkı o belediye başkanının demediği gibi.
Doğruyu göstermek yerine havada kaparlar, bugun o, belediye baskani ayıplayanlar.
Her şey, kendi kapasitesi oranında değer bulur.
Belediye başkanı olmuş, doktor olmuş, müdür ne fark eder! Böyle başa, böyle tarak!
Neye kızıyorsunuz ki, aynaya bakın bir!
Siz nerde duruyorsunuz ?
Bir dizide Dilber’in dansını ağızları salya sümük izleyenler,
peki kendi evlatları rol icabı aynı dansı yapsaydı, aynı keyfi alabilirler miydi?
Bugün alkışladıkları, izlemekten haz duydukları şey, bir anda kutsal namus sınırlarını ihlal eden bir suçmuş gibi görülürdu.
Sorun, en acı olanı, tam da burada yatıyor: Kendi evladımızda görmek istemediğimiz
davranışları, başkasının evladında alkışlayabiliyoruz.
Göz yumuyor, haz alıyor, eğlenceli buluyoruz. Ama aynı davranış kendi çocuğumuz söz konusu olduğunda bir anda suç, günah ve ayıp hâline geliyor.
Bu çifte standart, toplumun vicdanını örten en derin yaradır.
Üzülerek söylüyorum: Bizler, farkında olmadan kendi değerlerimizi çiğniyor, adaleti tek
bir kişinin omuzlarına yıkıyoruz.
Bu, tam anlamıyla bir ikiyüzlülük.
Ve işte asıl sınav burada başlıyor: Kendi bakış açımızı, kendi kabullenmişliğimizi ve kendi sessizliğimizi sorgulayabilmek…
Gündüz programlarında reyting uğruna çarpık ilişkiler nasıl cesurca anlatılıyor, biz de bakıp kalıyoruz.
Televizyon dizilerinin en çok izlenen sahnelerinde, abisinin karısıyla nikah kıyan
karakterleri alkışlayan bir zihniyetten söz ediyoruz.
Dün alkışlanan, bugün suçlanan davranışların farkı, ilkelerden değil; görünürlük ve zamanlamadan kaynaklanıyor.
Toplum, tek bir isim üzerinden öfkesini boşaltıyor; geçmişte görmezden geldiği veya onayladığı çarpıklıkları unutuyor.
Bu, adalet değil; gecikmiş, seçici bir vicdanın kendini temize çıkarma çabasıdır.
Hata yapmak insana özgüdür.
Önemli olan hatadan dönmek, ders almaktır.
Mevki, güç, zenginlik ve imkanlar da en az yoksulluk kadar sınavdır.
Kaç insan aynı şartlarda masum kalabilir?
Başkalarının ayıbını teşhir etmek kolaydır; zor olan, hem bireyi hem de onu şekillendiren
kültürü ve yıllarca süregelen kabulleri masaya yatırmaktır.
Bugün öfkeyle konuşanların bir kısmı, dün sessiz kaldı.
Şimdi tek bir isim üzerinden geçmişin yükünü boşaltıyorlar.
Bu, adalet değil; gecikmiş vicdanın kendini aklama çabasıdır.
Tek bir kişiyle öfke kusmak kolaydır
Yıllarca alkışlanan, görmezden gelinen, hatta teşvik edilen zihniyetle yüzleşmek gerekir.
Hata yapan insan sadece hatasıyla değerlendirilmemelidir; hatasından ders alabilir,
değişebilir ve yolunu düzeltebilir.
Hayat, tek bir anın veya tek bir hatanın toplamı değildir.
Gerçek yüzleşme, başkasını işaret etmekle değil, aynaya bakmakla başlar.
“Ben bu düzenin neresindeydim?
Hangi sessizliklerime göz yumdum?” sorusunu sorabilmek cesarettir.
Toplum olarak büyümek istiyorsak, önce kendi vicdanımızla yüzleşmek, kendi
sorumluluğumuzu görmek ve geçmişin hatalarını itiraf etmek zorundayız.
Bugün öfkeyle konuşanların yarın aynı döngüyü üretmeyeceğine dair hiçbir garanti yoktur.
Eleştiri yalnızca bir kişiyi hedef almakla sınırlıysa, bu adalet değil; kolaycılıktır.
Asıl zor olan, hatayı mümkün kılan toplumsal zemini sorgulamaktır.
Yıllarca alkışlanan, görmezden gelinen, hatta teşvik edilen zihniyetle yüzleşmek cesaret ister.
Gerçek değişim, bir belediye başkanının hatasını gündeme taşımaktan ibaret değildir;
sorun bireyde değil, onu şekillendiren kültürde, dilde ve kabullerde gizlidir.
Aksi takdirde her yeni olayda aynı döngü tekrar eder: Yeni hedef, yeni linç, ama değişmeyen zihniyet.
Aynaya bakmak.
Eğer gerçek bir değişim istiyorsan, önce kendi vicdanınla yüzleşmek zorundasın.
Linç kültürü değil, hakikat ve sorumluluk seni büyütür.
Gerçek adalet, bir kişiyi yargılamak değil; kendine, kültüre ve geçmişe dönüp bakabilmektir.
Nerde hata yapiyoruz diyebilmektir.
Selam ve dua ile