Selamu aleykum
Hayatın koşturmacası içinde çoğu zaman durup düşünmeyi unuturuz.
Kimlere dokunduğumuzu, kimleri kırdığımızı, hangi küçük iyiliklerin hangi büyük kalplere değdiğini bazen fark etmeyiz.
Oysa insan dediğin, hem iyiliğe muhtaçtır hem de iyilik yapmaya…
Çünkü iyilik, insan ruhunun en doğal hâlidir; yapıldıkça çoğalır, çoğaldıkça güzelleştirir.
Birine iyilik ettiğimizde, aslında sadece karşıdakini mutlu etmiş olmayız.
Kendimize de görünmez bir hediye veririz.
İçimizde hafif bir ferahlık, adı konmayan bir sevinç belirir.
Bu, iyiliğin bize verdiği en güzel karşılıktır.
İnsan, hayat yolculuğunda pek çok şeyle karşılaşıyor.
Bazen sevinçle, bazen hüzünle, bazen de kimsenin görmediği küçük iyiliklerle ilerliyoruz.
Aslında iyilik dediğimiz şey, çoğu zaman büyük lafların değil, gönülden gelen küçük hareketlerin toplamı.
Hem yapanı güzelleştiriyor hem de yapılan kişinin kalbine sessizce dokunuyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu güzel sözüyle bize yol gösteriyor:
“Mümin, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”(Nesâî)
Bu söz, bize mümin olmanın sadece ibadetlerden ibaret olmadığını, karakterle, davranışla, sözle ve tavırla şekillendiğini hatırlatır.
Yani gerçek bir mümin, kimsenin incinmeyeceği bir insan olur.
Ne elinden zarar gelir ne dilinden. İnsanlar onun yanında kendini güvende hisseder.
Bir insanın elinden ve dilinden kimse zarar görmüyorsa, o insan huzurun kaynağı oluyor.
Çevresine güven veriyor, bulunduğu yere sükûnet taşıyor.
Aslında hepimizin gönlünde böyle insanlar yok mudur?
Yanında huzur bulduğumuz, konuşmasak bile bir iyilik hâli taşıyan, duruşuyla bile güven veren kişiler…
İşte o insanların ortak noktası, kalplerini iyilikle yoğurmuş olmalarıdır.
İyilik büyük şeyler istemez.
Bazen içten bir tebessüm, bazen kırıcı bir sözü yutmak, bazen de ihtiyacı olana bir omuz vermek yeter.
Bir selam bile bazen bir insanın yorgun gününü aydınlatabilir.
İlginçtir ki çoğu zaman biz iyi oldukça, çevremiz de bize iyilikle karşılık verir.
Yaptığın sana geri dönecektir, o yüzden sadece iyilik yap. Hz.Ali
Bir denge vardır; gönderdiğimiz her güzellik bir gün bize geri döner.
Allah’in izni ile
Aslında hepimizin aradığı şey de bu değil mi?
Hem incitmemek hem de incinmemek…
Hayatı böyle yaşadığımızda, içimizde çok başka bir dinginlik oluşuyor.
Ne kimseyi kırma korkusu kalıyor ne de kimseden bir kötülük bekleme tedirginliği.
Çünkü iyilikle beslenen bir karakter, kendiliğinden bir koruyucu kalkan gibi oluyor.
İyilik bazen bir tebessüm, bazen gönülden bir selam, bazen dinlemek, bazen de sessiz kalmak…
Küçük görünen her davranış, bir başkasının gününü, belki de hayatını değiştirebiliyor.
Biz fark etmesek de iyilik çoğalıyor; dolaşıyor, dolaşıyor ve bir gün yine bize geri dönüyor.
Sonuçta hepimiz hayatı aynı nefesle paylaşıyoruz.
Bu yüzden belki de en doğrusu, kimseye zarar vermeden, kimsenin kalbini kırmadan, iyiliği kendimize yaşam tarzı hâline getirerek yürümek.
Hayatı şöyle bir düşünün…
Kimsenin zarar görmediği, bizim de kimseye zarar vermediğimiz bir yaşam ne kadar huzurlu olurdu.
Kalplerin kırılmadığı, sözlerin incitmediği, küçük iyiliklerin büyük mutluluklara dönüştüğü bir hayat…
Bu aslında ulaşılması zor bir ideal değil.
İçtenlikle niyet edildiğinde, adım adım yaşanabilir bir gerçek.
Unutmayalım:
İyilik, bir karakter meselesidir.
Kalpten beslenir, davranışa dönüşür ve dünyayı güzelleştirir.
Ve bazen tek bir iyi insan, bir çevrenin kaderini değiştirebilir.
Çünkü iyilik, insanı sadece iyi yapmıyor; insanı insan yapıyor.