Bazen televizyonda izliyorum onu salonda …
Aslında en dürüst olduğumuz zaman orası.
Dışarıda hava soğuk ya da yağmurlu… Biraz daha ev modunasiniz.
Ben koltuğa geçmişim… üstümde pijamalar… ayağımda patikler…
Yanımda kahve… Günün yorgunluk da var.
Tam o sırada yine denk geliyorum ekranda;
Osman Hoca diyor ki:“Günde şu kadar adım atın, mutlaka yürüyün.”
Haklı mı? Haklı. İtiraz eden var mı? Yok.
Uygulayan? …Orası biraz karışık.
Ben mesela oturduğum yerden çok net düşünüyorum:
“Evet ya… Yürümek lazım… Hareket şart…”
Sonra ne yapıyorum?
Düşünceyi fazla yormayayım diye üzerime battaniyeyi biraz daha çekiyorum.
Hatta bazen kendime diyorum ki: “Şimdi kalkıp yürüsem mi?”
Îç sesim diyor ki “Yürüme… ruhen hallettik biz o işi.”
Kahveden bir yudum alıyorum…
Bir yudum daha…
Bir bakmışım kahve bitmiş, ben hâlâ başlamamışım.
Bu durum bana ilkokulu hatırlatıyor.
Matematik dersindeyiz… öğretmen tahtaya kaldıracak.
Biz ne yapıyoruz?
Hemen sıranın altına kalem düşür, silgi düşür…
Eğil, ara, oyalan… “Hocam bulamıyorum…”
Ama öğretmen var ya… Google Maps gibi…
Direkt seni buluyor. Hiç şaşmaz.
Tam içinden diyorsun ki “beni seçmez herhalde…”
BAM! “Sen kalk bakalım tahtaya”
Aynı o günler gibi şimdi de: Yürüyüş yapacağım diyorum…
Ama içimde bir rehavet…
Bir ağırlık… Sanki biri bana diyor ki:
“Sen yürümeyi düşün, biz onu sayarız.”
Sonuç: Adım sayar yok…
Ama bahane sayar full çekiyor.
Bir yandan da hâlâ dinliyorum.
Yani zihinsel olarak programa katılıyorum…
Ama fiziksel olarak koltuktan ayrılamıyorum malesef
Şunu fark ettim aslında…
Bizim bir eksiğimiz yok gibi:
Bilgi var…
Farkındalık var…
Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz.
Ama mesele orada bitmiyor.
Asıl mesele, o bildiğini hayata geçirmek.
Yani o an, o küçük kararı verebilmek.
“Kalkıp yürüyeyim mi, yoksa biraz daha oturayım mı?”
İşte bütün mesele o iki saniyelik kararda.
Çoğu zaman da dürüst olmak gerekirse…
Rahat olanı seçiyoruz.
Bazen kendi halime gülüyorum.
Çünkü bir yandan sağlıklı yaşam önerilerini dinliyorum,
bir yandan da hiç hareket etmiyorum.
Yani teori tamam…
Ama pratik biraz geriden geliyor.
Sonunda insan şunu anlıyor:
Sadece öğrenmek yetmiyor.
Bilmek güzel… hatta önemli…
Ama asıl değerli olan, onu uygulayabilmek.
Belki de en zor olan kısım bu.
Yine de güzel bir şey var: En azından farkındayız.
Belki bugün değil…
Ama bir gün gerçekten kalkıp o adımı atarız.
O zamana kadar da…
Osman Müftüoğlu anlatmaya devam eder,
biz de dinlemeye…
Selam ve dua ile
𝓗𝓪𝓴𝓲𝓶𝓮 𝓖𝓾𝓵𝓼𝓾𝓶 𝓗𝓲𝓬𝓻𝓮𝓽