Hayırlı sabahlar! 🌸 Rabbim sabahınızı hayırla, gönlünüzü huzurla doldursun.
Yıllar önceydi…
Tam yılını hatırlamıyorum; ama o zamanlar hayat biraz daha sakindi, o kesin.
Biz o sıralar annemgile izne gelmiştik.
Ev kalabalıktı ama öyle abartılacak gibi değil—herkes kendi halinde, gelen oturuyor, giden kalkıyor.
Çay yine var tabii, o değişmez.
Sohbetler uzundu; aynı şeyler konuşuluyor ama kimse rahatsız olmuyordu.
Zaten maksat muhabbet.
Yemek işi de öyle destanlık değil…
Normal işte. Herkesin doyacağı kadar.
Ne eksik ne fazla.
Annem yine “biraz daha ye” modunda ama o da geleneği bozmayalım diye.
O zamanlar insanın içi biraz daha rahattı sanki.
Belki de biz daha az kafaya takıyorduk, kim bilir.
Neyse…
Çok büyütmeye gerek yok.
Bildiğin sade, normal günler işte 🙂
Ve Şenol…
O zamanlar elimden tutardı hep.
Yolda yürürken, kırmızı ışıkta beklerken, karşıya geçerken…
Bazen kalabalıkta kaybolmayalım diye, bazen de öylesine.
Ne fazla anlam yüklerdik ne de üzerinde dururduk.
Ama yine de insanın içine bir rahatlık gelirdi.
Yanında biri var hissi gibi…
Abartılacak bir şey değil belki, ama güzel bir alışkanlıktı.
O günlerde böyleydi işte.
Sade, küçük şeyler. 🙂
Nazilli’ye gittiğimiz günlerden biriydi.
Sabah güneşi hafifçe sokağa vuruyordu.
İnce bir rüzgâr vardı. dermisim
Şenol yine yanımdaydı.
Elimi tutmuştu.
Fazla konuşmadan, sakin sakin yürüyorduk.
Bizim mahallede bir köprü vardı.
Kim bilir kaç insanın hikâyesine şahit olmuştur.
Bizimkine de oldu.
Köprüye geldiğimizde üç çocuk oturuyordu köprünün kenarinda .
Yan yana dizilmişlerdi.
Hem konuşuyor hem gelip geçenlere bakıyorlardı.
Biz geçerken içlerinden biri şöyle dedi: “Bu yaşıma geldim, annemle babamın el ele
gezdiğini hiç görmedim.”
Sade bir cümleydi ama bir çoçuktan beklenmiyecek bir cümle idi
Söz bir anda çıktı ağzından.
Kısa ama etkiliydi.
İnsanın aklında kalan türden.
Şenol durdu. Yüzü değişti.
Dönüp bir şey söyleyecekti, adımını geri attı.
Tam konuşacakken elini tuttum.
“Sen git,” dedim. “Ben geliyorum.”
Sinirli başını sallayıp yürümeye devam etti.
Ben çocuklara döndüm.
Yanlarına kadar gittim, önlerinde durdum.
Gülümseyerek: “Kaç yaşındasın, sen bakayım,” dedim.
Çocuk utandı, sonra gülümsedi.
Gözlerine baktım.“Hiç mi?” dedim.
“Annenle babanı el ele görmedin mi gerçekten?”
“Yok abla… hiç görmedim,” dedi.
Küçük bir şey gibi ama eksikliği hissediliyor.
Ona gülümsedim.
Baban annenin elini tutmamış olabilir,” dedim.
“Belki çekinmiştir, belki alışık değildir, belki aklına gelmemiştir.
Ama sen büyüyünce sevdiğin kişinin elini tut.
Tamammi ? dedim
Çocuk utandı.
Sonra gülüştük hep beraber.
Biri dedi: “Amca, bizi kızdı sandım…”
Güldüm. “Yok,” dedim. “Sadece şaşırdı.”
Yanlarından ayrılırken üçüne de baktım, sanki yıllar sonra neler yaşayacaklarını görebiliyormuşum gibi.
“Bir gün evlendiğinizde eşinizin elini sıkı tutun,” dedim.
“Kıymet bilin. Bırakmayın.”
Onlara el sallayıp uzaklaştım.
“böyle konuşacağını hiç beklemiyorduk,” demis olabilirler yada küfür 🙂
Şenol biraz ileride bekliyordu.
Yanına vardım, sessizce elimi tuttu.
O gün öyle geçti.
Ama ben, o üç çocuğun yüzünü, gözlerindeki masum soruyu ve o sözlerin bende bıraktığı
hafif sızıyı hiç unutmadım.
Yıllar geçti…
Çocukların yüzleri zamanla kayboldu, ama köprü hâlâ yerinde duruyor.
Biz her geçtiğimizde ben istemsizce o köşeye bakıyorum.
Her seferinde aklımdan aynı soru geçiyor:
“Acaba büyüdüler mi?
Acaba sözlerini tuttular mı?
Sevdiklerinin elini tuttular mı?”
Belki şimdi biri baba oldu…
Elinden tuttuğu küçük bir çocuğun yanında yürüyor.
Belki biri evlendi, eşinin elini sevgiyle tutuyor.
Belki biri hâlâ o köprünün başından geçerken beni hatırlıyor.
Kim bilir…
Hayat işte. Geçen yıllar, unutulan yüzler, ama kalpte kalan bir an.
Her köprüye vardığımda, o günkü çocuk sesini hâlâ duyar gibi oluyorum:
“Bu yaşıma geldim, annemle babamı el ele görmedim…”
O anda içimi tatlı bir hüzün sarıyor.
Geçmişle bugün arasında, orada asılı duruyorum.
Köprü sadece iki yakayı değil, hatıralarla bugünü de bağlıyor.
Ve ben…
Her seferinde o çocukların büyümüş hâlini hayal ediyorum.
Belki de en güzeli bu: Bir hatıranın, yıllar geçse bile insanı hem gülümsetmesi hem de biraz içini sızlatması.
Selam ve dua ile
