Hastaneden yeni çıkmışız. Üstümüzde bir stres, bir yorgunluk…
Meğer hastanede öğlen “tatil” varmış! Onu da öğrenmiş olduk.
Neyse ki işler bitmiş, üzerimizden bir rahatlama çökmüş.
Dedik ki: “Şöyle mis gibi bir pide yiyelim, kendimize gelelim.”
Gittik güzel bir restorana, oturduk.
Siparişler verildi.
Biz eşimle muhabbet ediyoruz, dünya meselelerini çözüyoruz tabii 😉
Pideler geldi. Mis gibi kokuyor…
Şenol bir yandan konuşuyor, bir yandan da ayranı açmaya çalışıyor.
Tam o sırada pideleri getiren çocuk uzaktan seslendi: “Amca, ayranı çalkılaman lazım!”
Şenol yavaşça döndü: “Sanamı sorcam?” dedi.
Ben o an gülmemek için zor tutuyorum kendimi.
Kötü niyeti olmadığının farkındayım.
Sadece bizde şöyle bir alışkanlık var; herkes biraz birbirinin işine karışmayı sever.
İyilik olsun diye söylenir çoğu zaman ama dozu kaçınca tadı kaçar.
Türkiye’de hayat biraz da böyle işte…
Samimiyet bol, mesafe az 😊
Şenol öyle deyince işin orada kapanacağını sandık ama nerede…
Çocuk bir an durdu,
sonra arkadaşına doğru dönüp, sesi özellikle biraz yükselterek:“İnsanlara iyilik de yaramıyor ya…” dedi.
Hani laf ona değil de duvara söylenmiş gibi…
Şenol’un gözünden bir şimşek çaktı.
O ayran az kalsın çocuğun başında firlatacak! Hemen elinden kaptım:
“Ne yapıyorsun? Daha çoçuk , bilmiyor dediğini!”
Sonra dayanamayıp çocuğa doğru hafifçe seslendim: “Şiiit! Şiiit!”
Çocuk dönüp baktı. “Bana mı dediniz?” dedi.
“He, sana dedim,” gayet sakin.
Gözlerimi yere indirdim. “Bir bak ayağının dibine… Al onu,yerden” dedim.
Çocuk şaşkın şaşkın eğildi, etrafa bakınarak: “Ne var ki?” diye sordu.
“Çenen,” dedim.
“Çenen düşmüş yere. Al da işine git; biz de yemeğimizi rahatça yiyelim.”
Genç arkadaş yüzünü buruşturup hafifçe homurdanarak uzaklaştı.
Masaya da bir sessizlik çöktü…
sonra biz kaldığımız yerden pidemize döndük. 😊
İşte böyle…
Her yerde çocuk farklıdır ama bizim memlekettekiler bir başka
Sevgilerle…