Selamun aleyküm,
Bazen bir cümle insanın içinde uzun uzun yankılanır; yıllar geçse bile etkisini kaybetmez.
Hint sinemasının önemli isimlerinden Aamir Khan’ın yıllar önce söylediği şu söz de tam olarak böyle bir cümle:“İncil’in ilk emri: Sev. Tevrat’ın ilk emri: Yaşat. Kur’an’ın ilk emri: Oku. Hristiyan sevmedi, Yahudi yaşatmadı, Müslüman okumadı.”
Belki de mesele tam olarak burada düğümleniyor.
“Sev, yaşat, oku…”
İnsan durup düşünüyor: Gerçekten bu üç temel çağrıyı ne kadar hayatımıza alıyoruz?
Aslında bu sadece bir söz değil.
Bu üç kelime, insan olmanın özeti gibi: sevmek, yaşatmak ve anlamaya çalışmak.
Sevmekle başlayalım…
Çünkü sevgi olmadan hiçbir şey yerli yerine oturmuyor.
Peygamber Efendimiz Muhammed (sav) “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız”
buyururken, çok açık bir hakikati dile getiriyor: Sevgi, imanın süsü değil; bizzat kendisidir.
Ama bugün etrafımıza baktığımızda sevgiden çok öfke görüyoruz.
İnsanlar dinlemek yerine yargılıyor, anlamaya çalışmak yerine uzaklaşıyor.
Oysa sevgi, sadece bize benzeyeni sevmek değildir; farklı olana da kalbimizi açabilmektir.
Belki de mesele emrin zor olması değil… İnsanın nefsine ağır gelmesi.
Çünkü sevmek kolay gibi görünür ama aslında en zorudur.
Kendine benzeyeni sevmek kolaydır; asıl mesele farklı olanı sevebilmektir.
Yani sevgi bir seçenek değil, imanın şartıdır.
Ama biz sevgiyi çoğu zaman sınırlandırıyoruz.
Kendimizden olana sevgi veriyor, başkasından esirgiyoruz.
İşte kırılma tam da burada başlıyor.
Peki ya “yaşat”?
Kur’an’da geçen “Kim bir canı kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur” ayeti, insan
hayatının değerini anlatmaya fazlasıyla yeter.
Yaşatmak sadece öldürmemek değildir; bir insanın onuruyla yaşayabilmesine katkı sağlamaktır.
Bir çocuğun gülüşünü korumak, bir mazlumun yanında durmak, bir canlıya zarar vermemek…
Ama ne yazık ki insanlık bu sınavdan çoğu zaman iyi not alamıyor.
Savaşlar, adaletsizlikler, zulümler… Hepsi “yaşat” emrinin ne kadar ihmal edildiğini gösteriyor.
İnsan, gücü eline geçirdiğinde bunu unutabiliyor.
Adaletin yerini üstünlük, merhametin yerini çıkar alabiliyor.
Peygamber Efendimiz (sav) “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” buyurarak çok net bir ölçü koyuyor.
Demek ki yaşatmak sadece fiziksel bir koruma değil; merhametle ayakta tutmaktır.
Gelelim “oku”ya…
Belki de en derin, en sarsıcı ve en çok ihmal edilen emir. Kur’an’ın ilk sözü: “Oku.” Ama sadece gözle değil; akılla, kalple ve idrakle…
“İlim talep etmek her Müslümana farzdır” hadisi de bunu açıkça destekliyor.
Yani okumak bir tercih değil, bir sorumluluktur.
Bugün ise okumak çoğu zaman yüzeyde kalıyor.
Sorgulamaktan çekinen, düşünmekten uzak duran bir anlayış yaygınlaşıyor.
Oysa okumak anlamaktır, anlamak ise değişmektir.
Gerçek okuma insanı rahatsız eder, dönüştürür ve büyütür.
Dikkat edince şunu fark ediyoruz: Bu üç emir birbirinden kopuk değil.
Sevmeden yaşatamazsın.
Yaşatmadan adalet kuramazsın
. Okumadan da neyi neden yaptığını bilemezsin.
Belki de sorun şu: Biz bu emirleri biliyoruz ama yaşamıyoruz.
Dilimizde var, ama kalbimize inmiyor.
Bu yüzden yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.
Büyük şeyler yapmaya değil; küçük ama samimi adımlar atmaya…
Biraz daha sevmeye, biraz daha korumaya, biraz daha anlamaya çalışmaya…
Çünkü insanlık dediğimiz şey, tam da bu üç kelimenin içinde saklı: sev, yaşat, oku.
Belki de gerçek şu: İnsan değişmek istemiyor.
Sevmek egoyu kırar.
Yaşatmak bencilliği törpüler.
Okumak cehaleti dağıtır.
Ve insan çoğu zaman bunların hiçbirini tam anlamıyla yapmak istemez.
Ama yine de umut var.
Çünkü bu üç emir hâlâ duruyor. Eskimedi, değişmedi, kaybolmadı. Sadece biz onlardan uzaklaştık.
Belki de yeniden başlamanın vakti geldi:
Biraz daha içten sevmeye,
Biraz daha cesurca yaşatmaya,
Biraz daha samimi şekilde okumaya…
Çünkü mesele aslında hiç karmaşık değildi.
Biz zorlaştırdık.
Selam ve dua ile…
𝓗𝓪𝓴𝓲𝓶𝓮 𝓖𝓾𝓵𝓼𝓾𝓶 𝓗𝓲𝓬𝓻𝓮𝓽
